Boğaziçi Üniversitesi Denizcilik ve Yelken Kulübü

Gezilerimiz

Güz Gezisi 2019, Jurnal, Zeynep Kılıç

Güz 2019 Gezisi, Ship Ahoy, Bozburun.

        Nisan ayındaki bahar gezisinin bitmesiyle beraber sabırsızca beklemeye başladığımız güz gezisi nihayet gelip çattığında takvimlerimiz 7 Eylül Cumartesi sabahını gösteriyordu. Marmaris’e sabah varanlarla, Marmaris’in tadını biraz daha fazla çıkarmak için bir gece erkenden gelenler olarak, bir gezi klasiği olan kahvaltının yapılacağı yerde buluştuk. Yaz boyu birbirini görmemiş arkadaşlar, Erasmus’tan yeni dönmüş olanlar ayaküstü hasret giderdi. İlk gezi heyecanını yaşayanlar kulübün diğer üyeleriyle tanışmaya başladı. Keyifli bir kahvaltının ardından her tekneden ikişer kişi teknelerde eksik olmadığından emin olmak için checklist yapmaya, geri kalanlar ise upuzun alışveriş listelerini tamamlamak için marketlere dağıldı. Filomuz iki marinaya dağılmıştı. Netsel Marina’da Smyrna, Selina, Albacore ve Badem; Netsel’e 15-20 dakika uzaklıktaki Yalancı Boğaz’da bulunan Marmaris Yacht Marina’da Blondie, Zezo, Carmen, Kaçamak ve Schnecke bulunuyordu.

        Artık öğlene doğru ilk kaptanlar toplantısı yapılmış, teknelere erzaklar yerleştirilmişti. Benim bulunduğum Carmen de kaptanımız Sırma ve yardımcı kaptanımız Yasin’in tekne hakkında bilgilendirmesi ve her şeyin neta edilmesinden sonra saat 16.00 civarı Yalancı Boğaz’dan çıkış yaptı. Motor seyriyle ilerlediğimiz esnada herkes kendini tanıttı ve bir haftalığına aynı tekneyi paylaşacağımız arkadaşlarımızla biraz daha kaynaşma fırsatı bulduk. Yıldız Adası iskelemizde, Keçi Adası da sancağımızda kalacak şekilde, Kadırga Burnu’nu dönene kadar rüzgar ters esebileceği için ve Sırma daha önce bu bölgede balon yırttığı için her ihtimale karşı seyre motor ile devam ettik. Kızıl Ada’ya kadar deniz çok dalgalıydı, yelkenler açıkken 20 knot gördük. Can yeleklerimizi giydik. Fakat öğrendik ki Selina’da iki adet can yeleği eksikmiş. Bunun üzerine bir yandan dalgalarla boğuşurken, onları iskelemize aldık ve kakıçla birlikte can yeleklerini zar zor da olsa onlara ulaştırabildik. Orsa seyrinde devam ederken, 19.15 gibi güneşin batmaya başlamasıyla beraber yelkenlerimizi indirdik. Saatlerce dalgalı denizde seyir yapmaktan zorlanan midelerimizi bize unutturan güneşin gökyüzünü binbir renge bürüyerek yavaşça batışını izlemek oldu. İskelemizde, çok uzaklarda, Rodos’un ışıkları, tepemizde İstanbul’da asla göremeyeceğimiz kadar fazla sayıda yıldız ve yolu aydınlatan ay ışığı ve dalga sesleri… Bana anda kalmanın önemini hatırlatan hem keyifli hem de öğretici bir ilk gece seyri deneyimi oldu. Yaklaşık 25 mil yol gittiğimiz bu zorlayıcı günün sonunda 22.30 gibi Bozukkale’ye vardık ve tonozla kıçtan kara yanaştık.

        8 Eylül sabahı Bozukkale Koyu’nun turkuaz sularında hızlıca serinleyip, kahvaltımızı ettikten sonra 11.30’da tam ayrılırken pervaneye tonoz taktığımızı fark ettik. Bunun üzerine herkes soğukkanlılıkla seferber oldu. Uzay ve Yasin sadece deniz gözlüğüyle birçok kez suya dalıp zar zor tonozu pervaneden kurtardılar. Böylece güne heyecanlı bir başlangıç yapmış olduk. Rotamız Kurucabük’tü fakat beklenilenden daha hızlı ilerlediğimizi görünce rotamızı Palamütbükü’ne çevirdik. Başlarda deniz daha az dalgalıydı ve rüzgar 15 knot civarı esiyordu. Bu sırada Yasin bize ana yelken trimi anlattı ve hepimize verdiği örnek durumlarda yelkenleri daha iyi kullanmak için ne yapabileceğimiz hakkında sorular sorarak öğrendiklerimizi pekiştirtti. Saatler ilerledikçe hava sağanaklarla birlikte 30 knota kadar çıktı. Orsa seyrinde ilerlerken sırayla hepimiz dümeni döndük. 9 knot hız gördüğümüz bile oldu. Karaburun sancağımızda kalacak şekilde döndükten sonra kuzeye doğru ilerleyip Simi Adasını iskelemizde bırakarak İnceburun’u geçtik. Bu esnada hava bittiği için motor ana yelken seyri yaptık ve yaklaşık 20.30 gibi Palamutbükü Limanı’na demir atarak yanaştık.

        Üçüncü günümüzde rotamız önceki gün gitmediğimiz Kurucabüktü ve artık geldiğimiz yöne dönüş başlamıştı. Palamütbükü’nde hızlıca denize girip, erzak alışverişi, su ve elektrik alımını tamamladıktan sonra saat 13’te limandan ayrıldık. Navigasyon pratiği için haritamızda pergel ve paralel cetvel yardımıyla kerteriz açımızı belirleyip, sapmayı hesapladık ve rotamızı çizdik. Hesaplamalarımıza göre İnceburun’a kadar 103 derece, burnu geçtikten son 64 derece açıyla gitmemiz gerekiyordu. Burnu dönene kadar yeke dümen kullanma eğitimi yaptık. Burnu geçtikten sonra havanın arkadan geldiğini gördüğümüzde artık balon basma zamanı geldiğini anladık. Balonu sekiz olmasın diye özenle elledikten sonra donattık. Hepimiz sırayla rüzgaraltı balon ıskotasına geçip balon triminin nasıl yapıldığını deneyerek gözlemledik. Asimetrik balonda kavançanın nasıl atıldığını da öğrendikten sonra balonu mayna ettik ve yaklaşık 19 knot esen rüzgarda ana yelken ve cenovamızla devam ettik. 19.20 gibi Kurucabük’e demir atarak ıssıza yanaştık. Her tekneden ikişer kişi de zodyaklara atlayıp kıyıya çıktı ve ağaca sağlam bir izbarço atarak kıç halatlarını bağladı. Toplam 20 mil yol yaptığımız bu gün, hepimiz ilk iki güne göre daha enerjiktik. Bu enerjiyle gece denize girmeye karar verdik. Zifiri karanlıkta biz suda hareket ettikçe ortaya çıkan yakamozlar eşliğinde yüzmek gerçekten çok keyifliydi. Tekneden tekneye atlayıp yapılan muhabbetler, çalan müzikler gecenin geç saatlerine kadar devam etti.

        10 Eylül sabahı saat 12 gibi Kurucabük’ten ayrıldık. Atabol Kayası iskelemizdeyken yelkenlerimizi bastık. Haberleşme eğitimimizi de tamamladık ve diğer teknelere telsizle koordinatlarını sorduk. Sonrasında Yasin bize cenova trimi hakkında bilgi verdi ve öğrendiklerimizi yelken üzerinde görerek pekiştirmek için trim yaptık. Ortalama 12 knotta geniş seyir yaptığımız bu gün de balon trimi pratiği yapmamız için ideal bir gün oldu. Yeşilova Körfezi’nin açıklarına gelince balonumuzu indirdik. Bozburun’a yanaşmak için manevralarımızı yaptığımızda saat henüz 16 civarıydı. Ship Ahoy’un iskelesine yanaşmak için ilk sıraya girenlerdendik. Tam her şey ne kadar güzel gidiyor derken tatsız bir olay yaşadık. Demir attığımız sırada kaptanlarımız demirin bir şeye takıldığını hissetti ama bundan tam olarak emin olamadık. Demiri toplamaya çalışırken ırgatımızın sigortası attı. Yatçılık şirketini arayıp ne yapabileceğimizi sorduk. Kaptanlarımız teknede ırgat sigortasının nerede olduğunu ararken diğer ekip rotasyonlu bir şekilde 40 metre demiri elle toplamaya başladı. Müthiş bir gayretle 20 metre demiri elle toplamıştık ki rotasyon yaptığımız sırada demir elimizden kaçtı ve en başa döndük. Bu sırada ırgat sigortası bulundu. Tam derin bir oh çekmişken, demirin suyun altında bir şeye takılmış olduğunu ve alınamadığını fark ettik. Bu sırada teknemiz savruluyordu ve alargada olan bir tekneyle sürekli çarpışma durumuna geliyordu. Tam bu sırada Ship Ahoy işletmesinden bir palamar geldi. Palamarın eski BKM Mutfak ekibinden Murat Eken olduğunu fark etmemizle şaşkınlığımızı gizleyemedik. Murat Abi tekneyi çarpışma riskine karşı bizden uzaklaştırdı. Sırada demiri suyun altında takılı olduğu şeyden kurtarmak kalmıştı. Ship Ahoy işletmesinden Umut Abi geldi ve sıkıntıyı anlamaya çalıştı. Aynı zamanda yakınlarda demirli olan bir guletin kaptanı da gelip bize yardım etti. Bu sırada biz de Haluk, Sırma ve Yasin’in liderliğiyle demire halat bağlayıp vinçleyerek demiri, dolandığı şeyi görecek kadar kaldırdık. Teknemiz, koskoca koyda bir guletin kurtaramadığı ve büyük olasılıkla kurtarmaya çalışırken kullandığı halatları da beraberinde bıraktığı bir gulet çapasına dolanmıştı. Umut Abi büyük bir kahramanlık yaparak yaklaşık 7-8 metredeki çapayı ve çapanın bağlandığı halatlardan demirimizi kurtardı. Bu sırada saatlerimizi 7’yi gösteriyordu, biz de hemen yakınımızdaki tonozu alıp kıçtan kara yanaştık. Biz bu trouble ile uğraşırken Edhem Dirvana filodaki herkesi sırasıyla trimaranında ağırlamıştı. Carmen ekibi olarak trimarana bindiğimizde tepemizde yıldızlar belirmeye başlamıştı bile. Suyun üstünde adeta süzülen trimaranın dümenini tutma şansı bulmak, Edhem Dirvana’nın keyifli sohbeti ve köpeği Django ile tanışmak, yaşadığımız olayın verdiği yorgunluğu atmamıza yardımcı oldu. Geri döndüğümüzde herkes gezi yemeği için sofradaki yerini almıştı bile. Komodorumuz Berkay ve başkanımız Ozan’ın yaptığı duygusal konuşmaların ardından oturmadan dans ettiğimiz, benim de uzun süredir geçirdiğim en keyifli gecelerden biri oldu.

        Önceki gecenin verdiği yorgunlukla öğlene doğru anca toparlanabildik. Zodyak eğitimlerini tamamlayıp yola koyulduğumuzda saatler nerdeyse 3’ü bulmuştu. Her gezi filoca yapılan coğrafi yarış için start hattına doğru yol almaya başladık. Bozburun Yat Limanındaki şamandıra ile bot arasında yerimizi aldık ve telsizden yapılan duyuru ile yarış başladı. Fakat Carmen yine bizi şaşırtmadı. Bu sefer de ana yelkenimizde yırtık oluştuğunu fark ettik. Bu yüzden yelkeni sadece 3. camadan çizgisinin olduğu yere kadar açabildik. Ana yelkenimiz çok küçük olduğu için sonuncu olacağımızı az çok tahmin etmemize rağmen moralimizi bozmadık ve mümkün olduğunca en iyi şekilde trim yapmaya çalıştık. Hava 10-12 knot esiyordu. Bu sayı sağanaklarla 17-18e çıkıyordu. Kızıl Ada’yı sancağımızda bırakarak orsa gittik. Daha sonra, İnce Burun’un orada kafayı açarak geniş apazdan pupaya döndük. Bu sefer de Kızıl Ada’yı iskelemizde bırakarak orsa seyrinde kuzeye döndük. Albacore’un birinciliğiyle sonuçlanan yarışta, biz finish hattı olan Bozburun Yat Kulübünü geçtiğimizde herkes çoktan yarışı tamamlamıştı bile. Kızıl Ada’ya yanaşmak için sıra beklediğimiz esnada, motorla giderken vitesleri nasıl kullanacağımız hakkında Yasin’den bilgi alıp hepimiz tek tek denedik. Güneş etkisini yavaş yavaş yitirirken, catapult yapma vakti gelmişti. Bunun için, balon mandarına tutunup, tekne bir yöne giderken bir anda öbür yöne alabanda yaptığında kendinizi yukarı çekip, tekneden atlamanız gerekiyor. Birbirimizin atlayış şekilleriyle gülüp eğlendikten sonra saat 19’da Kızıl Ada’ya demir attık. 9 tekne alargada birbirimize ve karaya kıç halatlarımızı bağladık.

        12 Eylül sabahı ilk işimiz ana yelkenimizi tamir etmek oldu. Yasin’i direğe bastık ve yırtığa yelken bandı yapıştırıp sıkıntıyı çözdü. Sıkıntıyı çözmemizle beraber kendimizi berrak sulara attık. Yemyeşil çamlarının arasında gördüğümüz keçilerle bizi keyiflendiren Kızıl Ada’dan öğlen 12’de ayrıldık. Kızılburun’u dönerken kerteriz pusulası kullanarak haritada tam olarak hangi bölgede yer aldığımızı hesaplamayı öğrenerek, seyrimize ayıbacağı giderek devam ettik. Ala Burnu’nu iskelemizde bırakarak, toplam 30 mil kadar yol gelerek Çiftlik Koyu’na tonoz alarak kıçtan iskeleye bağlanarak yanaştık. O akşam muhteşem bir gün batımının ve gezi boyunca ilk kez şampuanlanmanın verdiği keyif, Yasin’in bize yaptığı tatlıyla daha da arttı. Gece boyu, sohbetimiz ve müzik kumsalda devam etti.

        Son sabaha uyandığımızda herkes biraz stresliydi çünkü saat 10’da ders seçimi yapmamız gerekiyordu. Derslerimizi seçtikten sonra 12.40’da Çiftlik’ten ayrıldık. Fırtına uyarısı sebebiyle yelken basamadık. Kaptanlarımız bize feedbacklerimizi verdi. Kadırga Burnu’nu iskelemizde bırakarak, Keçi ve Yıldız Adası’nın arasından geçerek Marmaris’te benzin alma sırasına girdiğimiz sırada hava artık 35 knot civarı esmeye başlamıştı. Bunun üstüne gezi bittiği için yaşadığımız hüznü desteklercesine bir de yağmur çiselemeye başladı. Saat 17’de Yalancıboğaz’a yanaşıp check-out yaptığımızda rüzgar iyice uğulduyordu. Gökyüzüne bakıldığında Marmaris merkezin üstünde turuncunun her tonunu barındıran bir günbatımı, batıya bakıldığında ise gri fırtına bulutları hem ürpertici hem de büyüleyici bir görüntü yaratıyordu. Son yanaşma kavunumuzu yiyip, tekne fotoğraflarını çekildik. Sonraki cuma İstanbul’da tekne yemeğimizde buluşmak üzere sözleştik ve bir haftalığına bize yuva olan teknemizle vedalaştık.

        Carmen olarak sürekli sorunlar yaşasak da bu sıkıntılara birlikte çözüm üretmeyi öğrendiğimiz, çok güzel anılar biriktirdiğimiz, yelken ve denizcilik üzerine birçok deneyim kazandığımız, ufkumuzu açan bir gezi oldu. Bize böyle bir şans tanıdığı için kulüp başkanımız Ozan ve bütün yönetim kuruluna, komodorumuz Berkay’a, kaptanlarımız Sırma, İpek, Mert, Umut Erol, Haluk, MSO ve yardımcı kaptanlarımıza çok teşekkür ediyorum. Bir sonraki gezide görüşmek üzere…

KAPAT